Mağdur Çocuklarla İletişim ve Uzmanın Rolü

Mağdur Çocuklarla İletişim ve Uzmanın Rolü

7 Kasım 2014 Cuma



 


 

MAĞDUR ÇOCUKLARLA İLETİŞİM VE UZMANIN ROLÜ

Günay ARSLAN KARA

25 Ekim 2013

Temel Kavramlar ve Tanımlar

Mağdur Çocuk:

“Mağdur” suçun sonuçlarını doğrudan doğruya üzerinde hisseden kişidir. “Suçtan zarar gören” ise, dolaylı olarak zarar gören kişiye verilen isimdir (Yenisey, Şahin ve diğerler,2011)

ÇKK'nın 2. maddesine göre, korunma ihtiyacı olan çocuk; bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru çocuk olarak tanımlanmıştır. Korunma ihtiyacı içinde olan mağdur çocuk açısından, sanığın cezalandırılmasına ilişkin adli süreç ile korumaya ilişkin adli süreç olmak üzere iki ayrı süreç işlemektedir (Kırımsoy, Acar ve diğerleri, 2013)

Ceza yargılamasındaki aktörler çoğu zaman çocuğun korunma ihtiyacının farkında olmadığı için sadece sanığın cezalandırılması üzerine bir yargılama yürütmektedir. Ancak ÇHS gereğince sanığın cezalandırılması yanında çocuğun korunması da temel amaç olduğundan, her iki sistemin birlikte veya yan yana yürümesi gerekmektedir. (Kırımsoy, Acar ve diğerleri, 2013).

Buna göre; korunma ihtiyacı içinde olan çocukla doğru ve etkili iletişim kurmanın çok önemi olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. Mağdur çocukla doğru ve etkili iletişim hem sanığın gerekli cezayı alıp almamasına hem de çocuğun ihtiyaçlarının doğru tespit edilerek daha fazla örselenmesinin önüne geçilmesi açısından önemlidir.

Bu bakımdan, çocuklardan ifade alınması söz konusu olduğunda büyüklerin ifadelerinden farklı olan pek çok faktör karşımıza çıkmaktadır. Yapılmış olan bilimsel araştırmalarda elde edilen sonuçlar, çocukların yaşlarının ve gelişim düzeylerinin görüşmeye doğrudan etki ettiğini bildirmektedir. Çocuklarla yapılacak görüşmelerin başarılı olabilmesi, hedeflenen bilgilerin elde edilebilmesi için öncelikle çocuğun gelişim basamaklarını çok iyi tanıma ve uygun görüşme tekniğini etkin biçimde kullanabilme gerekliliği ortaya çıkmaktadır (Akt: Ziyalar ve Atasoy, 2001; Davies, Westcott, 1999; Sattler, 1998).

Mağdur Çocuklarla İletişim:

Çocukların yaşları, gelişim düzeyleri, psikolojik ve fizyolojik gereksinimlerinin yetişkinlerden farklı oluşu nedeniyle mağdur çocuklarla iletişimin bu alanda yetkin meslek elemanlarınca kurulması haliyle önem kazanmaktadır. Bu nedenle de;

5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu Madde 33'e göre;

“(1) Adalet Bakanlığınca mahkemelere, en az lisans öğrenimi görmüş olanlar arasından yeterli sayıda sosyal çalışma görevlisi atanır. Atamada; çocuk ve aile sorunları ile çocuk hukuku ve çocuk suçluluğunun önlenmesi alanlarında lisansüstü eğitim yapmış olanlar tercih edilir”, hükmü ile;

(3) “Bu görevlilerin bulunmaması, görevin bunlar tarafından yapılmasında fiilî veya hukukî bir engel bulunması ya da başka bir uzmanlık dalına ihtiyaç duyulması gibi durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar ile serbest meslek icra eden birinci fıkrada öngörülen nitelikleri haiz kimseler de sosyal çalışma görevlisi olarak görevlendirilebilirler” hükmü yer almaktadır.

Türkiye Çocuk adalet sistemine bir şekilde dahil olan mağdur çocuklarla ilgili uygulama sırasında yaşanan sorunların başında ikincil mağduriyete sebep olma ile mağdur çocuğun korunma ihtiyaçlarının çoğu zaman göz ardı edilebilmesi gelmektedir. Bu çerçevede; Mağdur çocuğun adalet sisteminden beklentilerinin başında dinlenilmek, işitilmek ve bilgilendirilmek gelmektedir. Bu da çocuklarla iletişimin önemini artırmaktadır.

Herhangi bir nedenle adli mekanizmanın içine girmiş olan çocuklar; kendilerini, tercihlerini ya da olup bitenleri görevlilere anlatmak durumunda kalırlar. Türkiye'deki çocuk adalet sisteminde, çocuklar hakkında hazırlanacak raporların ve bu kapsamda yapılacak görüşmelerin sorumluluğu sosyal çalışma görevlileri ve aile mahkemeleri uzmanlarındadır. Adli mekanizmaya girmiş bulunan çocukların, yüksek yararının gözetilip korunabilmesi öncelikle bu çocuklar ile yapılacak görüşmelerin başarısına bağlıdır. Suça sürüklenmiş, mağdur veya tanık ya da başka nedenlerle adalet sisteminin içine girmiş çocuklarla gerçekleştirilecek iletişim süreçlerinde, onların yaş ve gelişim durumlarını ve ihtiyaçlarını dikkate alarak davranmak çocukların adalet mekanizması içinde ikinci kez mağdur olmasını engellemek bakımından çok önemlidir (Yenisey, Şahin ve diğerleri, 2011)

Mağdur Çocuklar Açısından SÇG'nin Rol ve Görevleri:

23/12/2006 tarihli 26386 Sayılı Çocuk Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usûl Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik Madde 19'da Sosyal Çalışma görevlilerinin görevleri şu şekilde sıralanmıştır.

1 - a) Hâkim veya mahkemenin çocuk hakkında bir karar vermesinden önce onun içinde bulunduğu koşulları, çocuğun özelliklerini ve çocuğun toplumda yapıcı bir rol üstlenmesini ve yararlanılabilecek toplumsal kaynakları tanımasını sağlamak üzere görevlendirildikleri çocuk hakkında sosyal inceleme yapmak, hazırladıkları raporları kendilerini görevlendiren mercie sunmak,

b)Suça sürüklenen çocuğun ifadesinin alınması veya sorgusu sırasında adalet mekanizmasının işleyişinden olumsuz etkilenmesini önlemek amacıyla çocuğun yanında bulunmak, çocuğun hakları ile kendisine yöneltilen suçlama dahil olmak üzere yargılama süreci hakkında anlayabileceği bir dilde bilgilendirilmesini sağlamak, korunma ihtiyacı olan çocuklar hakkında da benzeri işlemleri ifa etmek,

c) Sosyal inceleme, gözetim ve denetim yapmasını engelleyen durumların ortaya çıkması hâlinde durumu derhal görevlendirildikleri mercie bildirerek gerekli önlemlerin alınmasını istemek,

d) Çocukla ilgili kararların yerine getirilmesinde veya çocuğun kapasitesinin araştırılması ile görevli adlî mercilerce tayin edilen uzmanlar dahil olmak üzere ilgili kurum ve kuruluş yetkilileri ile çocuk hakkındaki kararın amaca ulaşmasını sağlamak üzere işbirliği yapmak ve uzmanlık alanına giren konularda görüşlerini bildirmek suretiyle bu kişilere yardımcı olmak,

e) Kanun kapsamında mahkemeler, çocuk hâkimleri ve Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından verilen diğer görevleri yapmak.

(2) Mahkeme ve hâkimler ile çocuk bürosunda görevli Cumhuriyet savcıları sosyal çalışma görevlilerinden aşağıdaki görevleri yapmalarını isteyebilir:

a) İşbirliği yapılabilecek toplumsal kaynakları ve işbirliği olanaklarını araştırmak ve geliştirmek,

b) Koruyucu ve destekleyici tedbir kararı verilen çocuk hakkında mahkeme veya çocuk hâkimince kendisine görev verildiği hâllerde kararın uygulanması, takibi ve denetimine ilişkin inceleme yapmak,

3) İkinci fıkranın (b) bendi hükmü, sosyal çalışma görevlisinin denetim görevlisi olarak sahip olduğu görev ve yetkilerini ortadan kaldırmaz.

(4) Sosyal çalışma görevlileri, sosyal inceleme yaparken Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Millî Eğitim Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, yerel yönetimler ve bunların her türlü kuruluşları ile diğer kurum ve kuruluşlardan, yaptığı sosyal incelemenin amacına uygun olarak çocuk ve yakın çevresi ile çocuk hakkında uygulanabilecek koruyucu ve destekleyici tedbirin belirlenebilmesine yönelik ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri isteme yetkisine sahiptir. İlgililer, sosyal çalışma görevlilerinin çalışmaları sırasında kendilerine yardımcı olmak ve çocuk hakkında istenen bilgileri vermek zorundadır. Meslek sırrı kapsamındaki bilgiler istisnadır.

Adli mekanizma içine girmiş çocuklarla görüşme yapılırken öncelikli olarak yapılması ve dikkat edilmesi gereken husular;

Görüşmenin hedefine odaklanmak,

Oda düzenlemesi yapmak,

Çocuğun genel durumu hakkında gözlem yapmak,

Görüşmeyi, sesli, görüntülü veya yazılı olarak kayıt altına almak,

Görüşmenin içeriği ve nedeni hakkında açıklama yapmak,

Ses tonuna dikkat etmek,

Sakin davranmak, acele etmemek,

Cevap alınamadığında dikkati başka yöne çekip bir süre sonra konuya tekrar dönmek,

Görüşmelerde açık uçlu sorulardan başlayarak kapalı uçlu sorularla devam ederek huni tekniğini kullanmak,

İyi bir dinleyici olmak, etkin bir dinleme yapmak, olarak sıralanabilir.

Örnek “Mağdur Çocuk” Vakası:

Babası tarafından cinsel istismara maruz kalan Ayşe, olayı ilk önce arkadaşına anlatır. Arkadaşı bu durumu öğretmene anlatmasını önerir. Öğretmen rehber öğretmene götürür Ayşe'yi. Müdür bu durumu Milli Eğitim Müdürlüğü'ne yazı ile bildirir. Çocuk polisine giderler. Ayşe önce polis memuru ile görüşür, sonra sosyal hizmet uzmanı gelir Ayşe bu kez de sosyal hizmet uzmanı ile görüşür. Hemen kendisine bir avukat çağrılır ve Ayşe avukat ile de görüşür. Sonra ifadesini almak için bir odaya götürülür. Yanında avukat, sosyal hizmet uzmanı ve ifadesini alan iki polis memuru daha vardır. İfadesi alındıktan sonra savcılığa götürülür, önce adliyedeki sosyal çalışma görevlisi ile görüşür. Sonra savcıya ifade verir. Savcıya ifade verirken odada bir katip ve avukat bulunmaktadır. Bu arada odaya savcıyla görüşmek ve evrak imzalatmak için girip çıkanlar olur. Savcı, Ayşe hakkında tedbir uygulanmasını talep eder. Savcı Ayşe'yi beden muayenesi için adli tıp uzmanına gönderir, Ayşe olayı bir kez de orada anlatır. Mahkemeye sevk edilen Ayşe yaşadıklarını duruşmada da anlatır ve duruşma sırasında yanında sosyal çalışma görevlisi vardır ayrıca katip ve mübaşir de salonda bulunmaktadır. Bir kuruma yerleştirilmesine karar verilen Ayşe bu kez de gönderildiği kurumdaki müdür ve sosyal hizmet uzmanı ile görüşür. Sonra babası hakkında dava açılır ve Ayşe bu davada ifade vermesi için duruşmaya çağrılır. Mahkemece beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmadığının tespiti için adli tıp kurumuna gönderilir.

Yukarıda öyküsü anlatılan Ayşe'nin adalet sisteminde birçok kez ikincil mağduriyete maruz kaldığı görülmektedir. Şöyle ki ; Ayşe'nin olayı bizzat anlatmak zorunda kaldığı kişiler sayıldığında; arkadaşı, öğretmeni, rehber öğretmeni, okul müdürü, ilk temas kurulan çocuk polisi, kolluktaki sosyal çalışma görevlisi, avukat, ifadesini alan polisler, savcı, savcı katibi, adli tıp uzmanı ve çalışanları, nöbetçi mahkeme hakimi, kurum çalışanları, yargılamanın yapılacağı mahkeme hakimi ve çalışanları gibi onlarca kişi sıralanabilir.

Bir yetişkinin bile baş edemeyeceği bu süreçte mağdur çocuk Ayşe'nin olağan üstü bir şekilde korunması şart olmaktadır. Mevcut çocuk adalet sisteminde suç ve cezanın ön plana çıktığı, daha çok sanığın cezalandırılmasına odaklandığı bilinmektedir. Bu nedenlerle mağdur çocuk Ayşe gibi vakalarda mağdurun korunma ihtiyacı ve öncelikleri göz önünde bulundurulamayabilir. Halbuki Ayşe bu süreci yaşarken; pişmanlık, suçluluk, utanç, korku vb. olumsuz duyguları ciddi manada yaşamaktadır. Bir süre sonra bu duruma karşı tölarans geliştirmeye başlaması adalet sisteminde çalışanlar üzerinde çocuğun bu durumdan çok da etkilenmediği yönünde izlenim yaratabilmekte, ayrıca bu nedenle de mağdur çocuğun duygu durumu göz ardı edilebilmektedir. Bu ve benzer vakaların en büyük sorunlarından biri de suçun ağır cezalık bir suç olması nedeniyle mahkemeye çıkarılan Ayşe'nin ağır ceza gibi çok üyeli bir mahkemede olayı anlatmak zorunda kalmasıdır. Uygulamada mahkeme veya diğer süreçlerde “yeter artık,! tekrar tekrar anlatmak istemiyorum” diye haykıran çocuklar olduğu bilinmektedir. Ülkemizde mevcut çocuk adalet sistemi içerisinde mağdur ve korunma ihtiyacı içinde olan çocukların bu ve benzer örselenmelere maruz kalmadan sonuca ulaşmada nasıl bir yol izleneceği konusu tartışmaya açılmalıdır.

Sonuç ve Öneriler:

Türkiye'de mevcut çocuk adalet sistemi içerisinde yaşanan sorunların başında mağdur ve korunma ihtiyacı içinde olan çocukların geldiği, çocuk adalet sistemi içinde çalışan tüm aktörlerce kabul edilmektedir. Bu nedenlerle mevcut yapının geliştirilmesi, özellikle mağdur çocuklara yönelik koruyucu ve önleyici mevzuatın gözden geçirilerek daha uygun hale getirilmesinin yanında aşağıda sıralanacak önerilerin ayrıca dikkate alınması gerekmektedir.

Mevcut yapıda çocuğun ifadesinin alınması sırasında yanında bulunan SÇG ye daha çok yetki ve fırsat tanınmalı, ifade öncesi hazırlık aşamasının SÇG ye bırakılması, duruşma sırasında “söylediklerine itibar edilebilir mi” gibi örseleyici ifadelerin yer almaması,

Mağdur çocukların ifadelerinin tek seferde maddi gerçeği ortaya çıkaracak şekilde profesyonelce ve adli mercilerle olabildiğince az temas edecek şekilde alınması,

Bu tip vakalarda çocuk için en uygun zamanın belirlenmesi, çocuğun fizyolojik (açlık, uyku, tuvalet) gibi ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulması, ifade öncesi tüm hazırlıkların incelikle yapılması, ifade alınacak yerde çocuğun uzun süre tutulmaması,

Sorgulayıcı ve yargılayıcı tutumdan uzaklaşarak, belirli bir güven çerçevesinde olayı daha çok kendisinin özetlemesinin desteklenmesi,

Yaş, cinsiyet ve gelişim özelliklerinin göz önünde bulundurularak doğru yaklaşımın belirlenmesi,

Mağduriyet sebebi gözetmeksizin tüm mağdur çocukların mevcut adli yargı (sulh ceza, asliye ceza, ağır ceza) mercilerinden uzak tutularak kesinlikle mahkeme ortamı ve yapılarıyla yüzleştirilmemesi,

Bu nedenle 2012/20 Sayılı 04/10/2012 Tarihli Başbakanlık Genelgesiyle kurulan Çocuk İzlem Merkezlerinin sayılarının ve niteliklerinin artırılarak bu kurumlarda her tip mağdur çocuğa hizmet verecek şekilde düzenlemelerinin yapılması gerekmektedir.

Sonuç olarak basit bir suçun mağduru olan çocukların bile mevcut sistem içerisinde fazlasıyla örselendiği ve yıprandığı görülmektedir. Çocuk ve genç nüfusu ülke genelinin üçte biri olan Türkiye'de suç mağduru çocukların haklarının gerektiği kadar korunmasının önem arz ettiği ve bu çerçevede mevzuat değişikliklerinin bir an önce hayata geçirilmesi gerçeği bulunmaktadır.

KAYNAKÇA:

Kırımsoy, E.; Acar, H.; Yokuş, S., H., “Çocuk Adalet Sistemi Çalışanları Eğitim Programı” Ankara, 2013

 

Ziyalar, N.; Atasoy, S., “Çocuklarla Kriminolojik Amaçlı Görüşme Teknikleri”, “1. Ulusal Çocuk ve Suç: Nedenler ve Önleme Çalışmaları Sempozyumu” AÜ ATAUM, Ankara, 2002

 

UYAP Mevzuat-İçtihat Programı, “Çocuk Koruma Kanunu”, 2013

 

Yenisey, F.; Şahin, F,;Demiröz, F., “Sosyal Çalışma Görevlileri Eğitim Programı El Kitabı” Ankara 2011

 

www.resmigazete.gov.tr, 2013

 

NOT: Aktarılan örnek vaka ve kişiler gerçek değildir.

www.mavitac.com