DİSLEKSİ VE ZEKA

DİSLEKSİ VE ZEKA

Disleksi = Üstün Zeka mı?


17 Ekim 2017 Salı


Disleksi (özgül öğrenme güçlüğü) nedir?

Disleksi dinleme, düşünme, anlama, konuşma, okuma, yazma, matematik becerilerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlükleri kapsayan bir sorundur. Ayrıca; standart eğitime rağmen yaşına ve zekasına uygun okul başarısı gösteremeyen bireylerdeki durumolarak tanımlanır. En önemli ayrıntı ise bu çocukların zeka problemlerinin olamamasıdır. Hatta disleksi sorunu olan çocuklar arasında normalin üzerinde zekaya sahip çocuklara da sıkça rastlanmaktadır.

 

Disleksi, Latince kökenli olan “bozukluk” ve “kelime” sözcüklerinin birleşiminden oluşan bir terim. Nesneleri isimlendirme, sesleri öğrenme ve hafıza alanlarında yaşanılan sorunlar bireyin sahip olduğu bilişsel beceri ve potansiyeli kullanamamasına neden olur.

 

Disleksi doğuştan gelen bir bozukluktur. Sağ ve sol beyin yarım küreleri arasındaki ilişkiyi corpus-collosum sağlar dislektik çocukların beyin incelemelerinde bu organın az geliştiği bulgulanmıştır. Normal bireylerde sol beyin yarım küresi daha büyüktür ancak bu çocuklarda yapılan araştırmalara göre iki yarım kürenin eşit olduğu veya sol yarım kürenin sağa göre küçük olduğu gözlenmiştir.

 

Bu çocuklarda; okuma, yazılı ifade, nota bilgisi, matematik becerisi, motor fonksiyonlar, organizasyon becerisi gibi birçok alan olumsuz etkilenebilmektedir.

1-Okuma (Disleksi)

2-Yazma (Disgarafi)

3-Aritmetik (Diskalkuli)

Farklı isimlendirilmelerine rağmen tüm Öğrenme Güçlüğü tipleri için Disleksi tanımı kullanılmaktadır.

 

Okuma alanında güçlük yaşayan çocuklarda en sık görülen özellikleri şöyle sıralayabiliriz;

Okurken bazı hece,harf ve rakamları ters okurlar (ne-en, çok-koç, b-d, y-h..vs)

Okuma eyleminden kaçınırlar

Okuma hız ve nitelik açısından yaşıtlarından geridir

Harf-ses uyumu gelişmemiştir

Akıcı ve vurgulu okumakta zorlanırlar

Hecelemede sorun yaşarlar

Otomatik okuma çok sık görülür (sonunu yuvarlama gibi)

Okurken hece-harf ekleme veya eksik okuma görülür

Okudukları parçayı anlamakta zorlanabilirler, başkası okuduğunda daha iyi anlarlar

 

Yazma alanında ise;

Yazarken isteksizlik ve çabuk yorulma çok sık görülür

Yazarken hece, harf ve rakamları ters yazarlar

Yaşıtlarına göre yazıları çirkin ve okunaksızdır

Tahtadakileri okurken, çekerken zorlanırlar

Hece bölme ve atlama yaparlar (mas-a, si-lgi..vs)

Küçük-büyük harf ayrımında zorlanırlar

Yazarken bazı hece veya harfleri atlayıp aynı ş

ekilde ekleme yapabilirler

Öğretmenin söylediklerini yetiştirmekte zorlanırlar

Yazarken kelimeler arası hiç boşluk bırakmaz veya yanlış bölerler (yapa-bilmek-tedir gibi)

 

Aritmetik alanda sorun yaşayan çocuklar;

Aritmetik alanında yaşanan sorunları sıralamadan önce aritmetik becerinin gerektirdiği beceri alanlarını inceleyecek olursak; kavrama, sınıflama, sıralama, eşleştirme, dikkat, eşitlik, hacim, oran gibi becerileri sıralayabiliriz. Bu alanlarda belirgin güçlükler yaşarlar. Bunlarla beraber;

“Sayı” kavramını anlamakta zorlanırlar (hangi sayı daha küçük, hangisi fazla gibi ifadeler karmaşık gelebilir)

İşleme sağdan değil soldan başladıkları görülür

Eldeleri unutur veya sonuca eklerler

Parmak hesabına çok sık başvururlar, zihinden işlem yapmakta güçlük yaşarlar

Çarpım tablosu oldukça karmaşık gelir ve öğrenmekte zorlanırlar

Geometrik şekilleri çizmekte ve isimlendirmekte güçlükler görülür

Ardışık saymada zorlanırlar

Aritmetik sembolleri öğrenmekte zorlanırlar

Yapılan araştırmalara göre dislektik çocukların sadece % 10’u matematikte başarılı olabiliyor. %60’ı ise matematikte de sorun yaşıyor.

Aritmetik alanında görülen öğrenme güçlüğü genelde 2. veya 3. sınıfta belirgin hale gelip tespit edilebiliyor. Eğer çocuk yüksek bir IQ seviyesine sahipse bu süreç  5. sınıfta da gözlemlenebiliyor. Ancak bu alanda uzman kişilerce erken yaşta tespit edilen çocukların hangi alanda zorluklarla karşılaşacağını tespit etmesi sayesinde erken dönemde çalışma planları oluşturabilmekte ve çocuk bu süreçlere daha hazır hale getirilebilmektedir.

 

DİSLEKSİ’YE EŞLİK EDEN SORUNLAR

Sağ-sol karıştırma, yön bulmakta zorlanma, alt-üst gibi kavramları karıştırma, ay-gün sıralayamama, günleri öğrenmekte zorlanma, saati öğrenememe(7 yaşını geçmesine rağmen), sosyal çevrenin sözel olmayan mesajlarını kavramakta güçlük çekme, deyim ve atasözlerini anlamlandıramama, yaşıtlarına göre az gelişmiş mizah yeteneği, arkadaş ilişkilerinde güçlük yaşama, eşyalarını, ödevlerini sık sık unutma, yaşıtlarına göre daha çocuksu davranma, yargılama yeteneğinin zayıf olması gibi günlük hayatta görülebilen çeşitli ve çocuğa özgü sorunlardan bahsedebiliriz.

Görüldüğü gibi Disleksi  birçok alanda gerilik veya belirgin bir performans düşüklüğüne neden olabilmektedir.  Bu nedenle zeka geriliği ile de karıştırılabiliyor.. Ne yazık ki son yıllara kadar birçok çocuk özel eğitim kurumlarına zeka geriliği teşhisi ile yanlış biçimde yönlendirilmiş ve gerçekte almaları gereken eğitimden uzak kalmışlardır…

Diğer bir ifadeyle bu çocuklara disleksiye yönelik özel ve bireyselleştirilmiş eğitim almak yerine uzun bir süre zeka geriliğine  yönelik eğitimler  verilmiştir.. Özel eğitime muhtaç çocuklar için (Zeka veya diğer özür grupları) geliştirilen eğitim programları konusunda ülkemizdeki olumlu gelişmelerin varlığı yadsınamaz ancak dislektik  çocukların da bu özür gruplarındaki çocuklar gibi eğitime tabi tutulmasının hem çocuk hem aile hem de eğitimciler için ciddi bir emek ve zaman kaybı olduğu da bir gerçektir..  çocuklar üzerindeki psikolojik baskı, anlaşılamama, kendine uygun olamayan eğitim alması gibi sorunlar ise en önemlileri.. Dislektik çocukların yaşadığı sorunlar bununla sınırlı değil.. Hala tespit edilememiş, yanlış tanı almış, ailesi ve okulu tarafından “tembel,isteksiz…v.s.” şeklinde etiketlenmiş birçok çocuk mevcut. Bir de tanı aldığı halde ailenin bu durumu zeka problemi gibi algılaması nedeniyle ailesi bireyselleştirilmiş eğitime başvurmayan çocuk sayısı da oldukça fazla..  Bu çocuklara ücretsiz özel eğitim imkanı verilmekte ancak aile etiketten çekinebiliyor veya çocukların diğer özür gruplarıyla aynı okulda ve aynı ortamda eğitim almasından kaçınarak göndermemeyi tercih ediyor… disleksi  kendine has tekniklerle yürütülen bir psiko-eğitim süreci olması nedeniyle bu eğitimi almış uzmanlarca çocuklara eğitim sunmak gerekir. Ancak ne yazık ki hem bu alanda uzman sayısının az olması hem de ailelerin henüz gerektiği kadar bilinçlenmemiş olması nedeniyle her çocuk disleksi çalışan bir uzmana denk gelemeyebiliyor..

Okullarda öğretmenlere Disleksi eğitimi verilmesinin bu konudaki bilinç düzeyini arttıracağını düşünüyorum..

 

Disleksi =Üstün Zeka mı?

*Albert Einstein

*Mozart
*Leonardo da Vinci
*Tom Cruise
*Walt Disney
*John Lennon

*Winston Churchill
*Henry Ford
*Stephen Hawkings
*Jules Verne
*Alexander Graham Bell
*Thomas Edison
*Agatha Christie
*Rodin
*Dustin Hoffman
*Robin Williams
*Louis Pasteur
*Mariel Hemingway

*Beethoven

Bu ünlü isimler hepimizin az çok tanıdığı, duyduğu ve farklı alanlarda “üstün başarı” göstermiş kişiler…

Üstün başarı ifadesinin açılımı şudur: Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan..

Bu ifadeden de anlaşılacağı üzere dislektik bireylerin gerçekten de ne ailesi ne de okulu tarafından fark edilememiş oldukça güçlüüstün yanları olabiliyor.. Bunun yanında dislektik çocuklarda görülebilecek üstün zekalı olma ihtimalini öğrenen ailelerin aklına: “Çocuğum üstün zekalı mı?” sorusu gelebiliyor..

Böyle bir bilimsel veri olmamakla beraber disleksinin tanımında bu yoktur fakat her çocuk gibi dislektikler de üstün zekalı olabilmektedir. Bu algının başta Einstein olmak üzere birçok ünlüde olması nedeniyle oluşmuş olma ihtimali çok yüksek.. Bu algı ise ailelerin çocuklardan yüksek başarı performansı beklentisine neden olup çocuğu ciddi bir yük ve yükümlülüğün altına sokabilmektedir.Bir kaç adım ötesinde ise psikolojik sorunlara neden olabilmektedir.

 

TEDAVİ

Çocuğu ÖÖG tanısı almış ailelerin en merak ettikleri soru  “Tedavisi var mı?”

Özel öğrenme güçlüğü, çocuğun yaşantısının birçok yönünü etkileyen ve yaşam boyu devam eden bir sorundur.  ÖÖG kimi aileler için kabul edilmesi zor olan bir süreçtir. Ülkemizde de bu konuda yeteli düzeyde farkındalık henüz mevcut değil. Son birkaç yıldır bu çocuklar için bireyselleştirilmiş eğitim programları hazırlansa da uygulanan genel eğitim-öğretim sistemi, sınav yöntemi gibi uygulamalar ÖÖG olan çocuklar için zorlayıcı olabilmektedir. Örneğin dislektik çocuklar yazılı sınavlarda soruların kendilerine okunarak sınav olduklarında daha yüksek puanlar aldıkları bilinmektedir. Bu süreçte öğretmene ve okullara önemli bir görev düşüyor.

Tedavi ilkelerinden en önemlisi aile-öğretmen-uzman üçlüsünün koordineli bir şekilde çalışmaları yürütmesidir. Bunlardan sadece birinin veya ikisinin desteği elbette çocuğu daha iyi bir noktaya getirecektir ancak tedavinin bir ayağı eksik kalacaktır. Öğretmen akademik, psikososyal;  aile de farkındalık düzeyini arttırarak olumlu yaklaşımlar sergileme ve gerekli çalışmalarda destek olma;  uzman ise mutlaka disleksiye özel çalışmalar ve psikolojik destek ile aileye bu anlamda danışmanlık yapması açısından ayrı ayrı önemlere sahiptir. Bu koordinasyon sayesinde çocuğun sahip olduğu güçlü yanlarına yönelik daha çok bilgi sahibi olunur ve tedavinin temel ilkelerinden olan güçlü olduğu alanların yardımı ile zayıf olduğu alanları desteklemek konusunda daha çok yol kat edilebilir.

Tedavi ilkelerinden bir diğeri olan sabır ise tüm bu destek mekanizmalarına düşen en önemli faktörlerden biridir. O yüzden hiçbir ilerleme küçük görülmemeli daha sonraki adımlara basamak olduğu unutulmamalıdır. Çünkü bu çocukların ilerlemeleri yavaştır, performansları tutarsız olabilir, güçlüklerinden dolayı yavaş çalışırlar ve zaman baskısını hissederler bu durum konsantrasyonlarını daha  fazla bozar (bu nedenle sınavlarda dislektik çocuklara ek süre tanınmalıdır). Daha çok ve kolay yorulurlar, aynı seviyeye ulaşmak için diğer çocuklardan daha fazla çalışmaya ihtiyaçları vardır, güçlükleri ürettiklerinin niteliğini olumsuz etkiler. Bu da çocuğu aileyi ve öğretmeni zaman zaman bıkkınlık veya hayal kırıklığına uğratabilir. Bunu aşmanın en etkili yolu da çocuğu çok iyi tanımak ve bu konudaki farkındalığı arttırarak var olan duruma göre gerçekçi, çocuğun yeteneklerine uygun bir beklenti düzeyine sahip olmaktır.

Dislektik çocuğa sahip aile çocuğunun sorunlu olduğu düşüncesinden çok farklı öğrendiği düşüncesine sahip olursa süreç daha olumlu geçecek ve bu durum negatiften pozitife dönüşme şansı bulacaktır. Biraz zaman alsa bile…

Ayrıca bu çocukların sadece bir soruna  değil; özel bir duruma da sahip oldukları hiçbir zaman unutulmamalıdır.

                                                                                                                                                                                                                                         Psk. Ayşe BUHURCİ