ÖZGÜVENLİ AMA MUTSUZ

ÖZGÜVENLİ AMA MUTSUZ

Şüphesiz özgüven hayatın olmazsa olmazıdır. Bebek doğduğu andan itibaren bu duygu ihtiyacıyla doğar ve “güvenli bağlanma” dediğimiz aşama ne kadar sağlıklı gerçekleşirse bebeğin dünyaya ve sonra da kendine güveni o ölçüde artar.


16 Kasım 2017 Perşembe


                                                                                                                ÖZGÜVENLİ AMA MUTSUZ

Kişisel gelişim bireyi çok yönlü geliştirmeyi amaçlar. İnsanı sosyal hayatında iş ve özel hayatında etkili, verimli, güçlü kılarak hayatına yön vermeyi amaçlar. Toplum tarafından benimsenen “kişisel gelişim” in amacı bireyin içindeki potansiyeli ortaya çıkarıp yüksek bir özgüvene oradan da mutluluğa ulaşmasıdır.Kişisel Gelişim kavramı 90’lı yıllardan itibaren toplumumuzda yer almaya başladı. Toplumun hemen her kesimi tarafından ilgi gören ve merak edilen bir alan oldu.Bu gelişim süreci toplumda “özgüven” kavramında da farkındalık uyandırdı. Özgüven; kişinin kendine ve yapabileceklerine olan inancı, kendini sevmesi ve kendiyle barışık olmasıdır. Yani hem eksileri hem de artılarıyla kendini kabullenmesidir. Örneğin; toplum karşısında konuşma yapan birinin birkaç hata yaptığını, salondakilerin konuyla pek de ilgilenmediğini varsayalım..kişi buna rağmen yaptığı konuşmadan keyif alıyorsa kendine inancı tamdır ve bir daha topluluk karşısına çıkma isteği kırılmamışsa bu kişi özgüvenlidir. Çünkü özgüveni çevreye değil kendine bağlıdır. Özgüveni olmayan kişi ise sürekli başaramayacağına hatta iyi olduğu şeyler varsa bile bunu ortaya çıkaramayacağına inanır.Çevreden aldığı olumlu/olumsuz tepkilerden çok etkilenir. Şüphesiz özgüven kişinin her anlamda hayatını kolaylaştırır ve sağlıklı bir kişiliğin temelini oluşturur. Çünkü mutlu olması için her şeyin mükemmel olmasına gerek yoktur. Özgüveni olmayan kişiler ise ne yazık ki başarılı olsalar bile daha mutsuzdurlar.Üstelik potansiyellerini açığa çıkarma ihtimalleri de azalır.  Kendilerine saygıları daha azdır, oysa özgüvenli bireylerin kendine ve saygıları daha yüksektir. Bu ise öz-saygıdır.Bir de hem kişiyi hem çevresini olumsuz etkileyen, son yıllarda sıkça duyduğumuz“aşırı özgüven duygusu” vardır. Ne yazık ki her toplumda sıkça rastlanan bu duygudan mutsuz ve çevresini olumsuz etkileyen bireyler oluşuyor.Peki bireyleri ve toplumları oldukça etkileyen “aşırı özgüven” nedir?

Buradaki asıl sorun ailelerin yetiştirme tarzlarının değişmiş olması. Gitgide bencilleşen ve ben-merkezci ve doyumsuz bir nesil elbette ki tesadüf değil. Egosu şişirilmiş çocuklar özellikle ergenlik döneminde sorunlarıyla başetmekte fazlasıyla zorlanıyorlar. Kendilerine sunulmuş mükemmel kişi algısını ileriki yaşlarda göremediklerinde bu durum onları depresyona kadar götürebiliyor. Mesela kız çocukları aslında herkes için prenses olmadıklarını, erkek çocuklar da aslan olmadıklarını farketmeye başlıyorlar. Çocuk yaşlarda öz-denetim verilmeden özgüvenin verilmeye ve egoların şişirilmesi ailelere sorun olarak geri dönüyor.Öz-denetim dediğimiz şey kişinin kendinin farkında olması,  yapacaklarını ve sonuçlarını muhakeme ederek davranmasıdır. Özgüvenli çocuk yetiştirmenin mutluluk getireceğine olan inanç her geçen gün biraz daha arttı. Özellikle “benim sahip olmadığım şeylere çocuğum sahip olsun”, “çocuğum kendi ayakları üzerinde durabilsin”, “kendini korumayı öğrensin”, “başarılı olsun” vs.. anlayışı ailelerde ciddi bir amaç haline geldi.  Ancak çocuğun yararı ve mutluluğu için artan bu tarz aile tutumuna rağmen mutsuz ve doyumsuz çocukların artması bu anlamda önemli bir yanlış yapıldığının kanıtıdır.

Örneğin, son 10 yılda kişisel gelişim kitaplarında patlama yaşandı. Kitap piyasasının nerdeyse %20 sini bu tarz kitapların oluşturduğuna yönelik veriler mevcut. Halihazırda da bu kitaplar yok satmaya ve yenileri de çıkmaya devam ediyor. Bununla beraber kişisel gelişim uzmanlığı,yaşam koçluğu oldukça ilgi görüyor. Ne yazık ki bu ünvanı edinmiş kişilerden bir kısmı doktor, psikolog veya öğretmen gibi davranabiliyor. Hakim olmadığı alanlarda kişilere yön vermeye çalışarak uzun vadede zarar verebiliyor. Ayrıca hem bunu meslek edinmek hem de bu kişilerden yardım almak isteyenlerin sayısı azımsanamayacak sayıda. Bu kitap ve uzman(!)larınartış göstermesi bize bu konudaki arz-talep hakkında da bilgi veriyor aslında.

 

Şüphesiz özgüven hayatın olmazsa olmazıdır. Bebek doğduğu andan itibaren bu duygu ihtiyacıyla doğar ve “güvenli bağlanma” dediğimiz aşama ne kadar sağlıklı gerçekleşirse bebeğin dünyaya ve sonra da kendine güveni o ölçüde artar. Ancak aileler sadece özgüven aşılayıp öz-denetimi eksik bırakmaktalar ne yazık ki..Asıl ihtiyaç temelde “öz-saygı” dır. Yani kendini herşeyiyle kabul etme. Kendine saygısı olan kişi çevresiyle de daha uyumlu ve kabullenici olur. Aşırı özgüvenin getirdiği sadece “hep ben” duygusunu “biz” duygusuna dönüştürür. Bunu sağlayan şey ise bu iki duygunun(öz güven-öz denetim) dengeli yaşanmasıdır. Öz-saygı mutlu birey olmak için şart gibi gözükse de aslında dengeli kişi öz-saygı edinir ve mutlu olur. Yani bu bir sonuçtur ve gerçek manada bir kişisel gelişimdir. Öz-saygısı tam olan kişi iş ve özel ilişkilerinde daha empatik ve etkileyicidir. Dolaysıyla hem kendi içinde hem de çevresiyle ilişkilerinde dengelidir. Sadece kendi ihtiyaçları değil çevresindekilerin de ihtiyaçlarının farkındadır. Bu nedenlemodern yaşamın dayattığı aşırı özgüven algısı yerine öz-denetim ve özgüvenin birlikte çocuklara aşılanması ve yetişkinlerin de bu bağlamda kendini geliştirmesi gerekir. Bu ise daha mutlu ve kendini gerçekleştirmiş bir toplum doğurur. “Ben ben” değil “biz” kavramını öğretir. Sağlıklı ve mutlu toplumların temelini de bu anlayış oluşturur…

 

                                                                                                                                                                                               Psk. Ayşe BUHURCİ